Bir Martı Daha Eksildi

BY , 20 Mayıs 2025

Görüntülenme Sayısı: 2

Hepimiz neredeyse her gün bir ambulans görür ya da kulaklarımızı tırmalayan sirenini duyarız.
Aklımızdan ilk geçen soru genellikle şudur:

“Ne durumda acaba?”

Daha dürüst olursak:

“Ölüyor mu acaba?”

Belki biz bunu sorarken, o kişinin kalbi çoktan durmuştur.
Belki acılar içindedir.
Belki biz gördükten birkaç dakika sonra hayata gözlerini yumacaktır.

Sorular, merak, bilinmezlik, cevapsızlık…
Aslında tüm bunlar insanın ölüm korkusundan, sevdiklerini kaybetme endişesinden doğar.
Az da olsa bir empati kırıntısı belirir.
Belirir ama genelde uçurumun kenarına gelindiğinde.
Oysa asıl olan, o uçuruma doğru yürürken empatiyi gösterebilmektir.

Ambulans geçer, siren susar.
Onun yerini boşluğa dalmış bir çift göz alır.
Sonra etrafınızdaki şehir gürültüsü tekrar üzerinize çöker.

Çünkü hayat devam eder, değil mi?

Nankörsün, insan!

Ancak ölüm yani “son nefes” aklına geldiğinde hatırlarsın empatiyi.

Sen kedileri nankör bilirsin.
Oysa kedi sadece kediliğini yapar.
Bu sıfat senindir, senin üzerinedir;
ama sen onu alır, kediye yapıştırır:
“Nankör!” dersin.

Hayat bir karmaşadır.
İş, güç, ekmek kavgası, adalet mücadelesi büyür.
Sen empati kurmazsın ama bu düzene “Hayır!” diyeni hemen damgalarsın:

“Keçi gibi inatçı! Her şeye muhalif, her olayda ortaya çıkıyor!”

Oysa keçi de sadece keçiliğini yapar.
İnsan ise insan kalabilmenin mücadelesindedir.

Doğa insanla hayvanı ayırmıştır,
ama sen ayıramamışsın kardeşim!

Bırak hayvan doğasını yaşasın.
Sıfatlar sana kalsın.


Sait Faik’in “Topal Martı” adlı hikâyesini bilir misin?

Burgazada’da bir balıkçıyla, her balık avına eşlik eden, bir ayağı olmayan bir martının hikâyesidir “Topal Martı”.
Aralarındaki bağı Sait Faik görür, hisseder ve o büyülü diliyle kaleme alır.

Martı, balıkların olduğu yeri işaret edercesine denize konar, balıkçı oltasını oraya atar.

Bir gün, martı gelmez.
Balıkçı endişeyle etrafa bakar, sonra kayığını denize sürer.

Ve martıyı ölmüş hâlde en son balık tuttukları noktada bulur.

Bu, balıkçılıkla ilgili bir bağ değildir.
Hiçbirimizin tam anlamıyla kavrayamayacağı bir ruh bağının hikâyesidir bu.

Ama sen anlamazsın kardeşim.

Çünkü senin için ambulans sireni, sadece birkaç saniyelik bir sesten ibarettir.
Gelir ve geçer.

Ama o balıkçı, yüreğini bırakmıştır martının ardından.
Martı öldüğünde, balıkçı da ölür aslında.

Sen ölmezsin kardeşim!

Çünkü sende empati, sadece siren sesinin yankılandığı o birkaç saniyelik andadır.


Yıllar önce şehir hatları vapurlarını yenilemek için halka tasarım seçenekleri sunulmuştu.

Bir tasarım, vapurun orijinal hâlini koruyordu.
Diğeri ise dışarıdaki oturma yerlerini tamamen kapatan modern bir yapıdaydı.

Ben ve benim gibi düşünenler, martıları düşündüğümüz için orijinalini korumaktan yanaydık.
Ama çoğunluk, kendini düşündü.

Sonuçta vapurlar kapalı tasarıma göre üretildi.

Ben martıları düşünürken, sen sadece konforunu düşündün kardeşim!

Biz “Martılara simit nasıl atacağız?” diye kaygılanırken,
sen empatiyi sadece siren sesinde hatırladın.


Ben bu cümleleri yazarken bir martı daha eksildi hayattan.
Bir köpek daha işkenceye maruz kaldı.
Bir kedi daha tekmelendi.
Bir domuz yavrusu, av keyfi uğruna annesiz kaldı.
Bir saka kuşu daha sesinin kaderine hapsedildi.

Adaletin sadece insana değil, tüm canlılara ait olduğunu anlayamadın.

Bu yüzden sesini çıkarmadın adaletsizliğe, çıkarmıyorsun hâlâ.

Çünkü adalet isteyen, senin gözünde keçi kadar inatçı biri.

Halbuki keçi, keçiliğini yapıyor.
Sıfatlar sana ait ey insan!

Bir martı daha eksildi hayattan…


Kedilerin, köpeklerin, martıların, kargaların çöplüklerden beslendiğini sıkça görürüz ya hani…

Ben son zamanlarda oralarda insanları daha çok görmeye başladım.
Yanlarında da hep o “sıfat” yapıştırdığınız hayvanlar…

Bir parkın köşesinde, bankta uyuyan bir adam ve onunla birlikte uyuyan birkaç köpek görüyorum artık.

O köpekler hep oradaydı.
Ama insan yoktu.

Şimdi orada insanlar da var.
Ve onların yanında yine hayvanlar…

Dikkat ettiniz mi?
Hayvanlar o insanları hiç bırakmaz.

Yanlarında olurlar, birlikte uyurlar, birlikte acıkırlar.

Aslında hep yanımızdadırlar.
Biz görene kadar onlar bize “hayvan”dır.
Tanıyınca, arkadaş…

Hayatın son noktasında tanırsınız onları.
Uçurumun kenarında, hiçbir şeyiniz kalmadığında…
Maddiyattan maneviyata geçtiğinizde…

Ama onlar hayatın her noktasındadır aslında.
Topal martı gibi.
Nankör kedi, sadık köpek, inatçı keçi gibi…


Farkında mısın?
Bir martı daha eksildi hayattan.
Tam da şimdi, bu cümleyi okurken.

İnsan, insan, insan… Ah insan…

Eskiden martılar sadece balık peşindeydi.
Şimdi umut peşindeler.

Asya Canbay

Özet
Bir Martı Daha Eksildi - Martı ve İnsan
Başlık
Bir Martı Daha Eksildi - Martı ve İnsan
Açıklama
Asya Canbay - Bir Martı Daha Eksildi
Yazar
Yayıncı
gidivermek.com
Yayıncı Logo
Yukarı