Görüntülenme Sayısı: 2
Sonbaharın kente geç de olsa gelmesi ile yoğun kalabalık ve beton yığınlarının arasında, devasa apartmanların kıyılarında-köşelerinde hâlâ manolya ağaçlarının canlılıklarını koruduklarını görmekteyiz.
Benim çocukluğumun geçtiği semtlerde, özellikle parklarda ve adalarda manolyaların açması ile sanki minik serçeler de daha çok cıvıldaşıp, baharın gelişini müjdelerlerdi. Yeşil yapraklarının üzerindeki beyaz veya pembe taçları ile manolya çiçekleri adeta “bahar geldi” diye bizi selamlarlardı. İstanbul’da bahar kısadır, hele son birkaç yıldır iklim krizinin de etkisi ile daha da kısalmıştır. Baharın başlangıcı nisan ortalarına kaymış gibidir ve mayıs sonlarında biter, aşırı yaz sıcakları başlar.
Adalarda manolyalar tıpkı mimozalar gibi bir başka açarlar. Üzerlerinde yuvalanan kuşların cıvıltıları ve denizin mavi görüntüsünün yanında mor, yeşil, beyaz ve pembe renkli çiçeklerin birlikteliği baharın da getirdiği canlılıkla içimize coşku salar. Manolyaların görünüşleri nazlı genç kızları andırır. Çiçeklerinin eski tabirle rayihası yani güzel ve hoş kokusu baharda naifliği çağrıştırır, güçlü, güzel ve saf duygular hissettirir. Manolya çiçeği aşkın, zerafetin ve asaletin simgesi olarak bilinmektedir. Efsaneye göre manolya yanında yetişen açelyaya aşık olur. Çiçeğinin kalbi karşılıksız aşkı yüzünden ikiye bölünür ve sanki vücudundan ayrı görünür.
Manolya beyaz, pembe, mor ve sarı renkte çiçek açar. Ilıman iklimde yetişen hassas bir ağaçtır. En çok da mayıs ayında açar. Büyükçe çiçekleri olan manolya ağacının kabuğunda iki yüz kadar biyolojik aktif bileşen belirlenmiştir. Amerika ve Asya’nın güney doğusunda ve Batı Hint adalarında yetişir. Manolya ismi, 1683-1715 yılları arasında yaşamış ve bitkileri sınıflandırmada ilk kez familya kavramını önermiş Fransız botanikçi Pierre Magnol’ün adından (magnolia) geliyor. Bir başka botanikçi Charles Plumier ilk kez yazılı metninde Martinik adasında manolya ağacından bahsetse de manolya adı İsveçli biyolog Carl Linnaeus’un 1735 yılında yazdığı “Doğanın Düzeni” kitabıyla meşrulaşıyor.
Manolya edebiyat dünyasında pek çok şiire konu olmuştur. Selahattin Yolgiden “Manolya” adlı şiirinde “…… sahile bakan manolyalı masalarda, birbirlerinin eski / aşklarına ağlayan aşıklardan bozuldu dengesi dünyanın. / Şimdi suretiyim gölgemin, gözlerimin yerinde / iki yakut. Ah vazgeç benden, beni unut!” der.
Paul Thomas Anderson günümüzün en başarılı film yönetmenlerindendir. Baş rollerinde Tom Cruise ve Julianne Moore’un oynadıkları “Manolya” isimli filmi bir gün içerisinde geçmektedir, bir biri ile kesişen yaşamlardaki pişmanlıkları, sevgi arayışlarını, günahları, ödenecek bedelleri ve tesadüfleri anlatmaktadır. Film simgeler kullanılarak anlatılmaktadır. Filmin isminin “manolya” olmasının nedeni ise, film karakterlerinin kırılgan ve hassas ama bir o kadar da güçlü ve albenilerinin olmasıyla ilgili olabilir. Filmde görülen her odanın duvarlarında manolya tablolarının yer alması da ilginçtir.
Selim İleri “Yalnız Evler Soğuk Olur” isimli son kitabında “Çallı’nın pembe manolyalarına önce inanamamıştım – ressamın atak fantezisi – manolyanın pembe olabileceğini, eski köşk bahçesinde ilk ve son kez görünceye kadar. Bir daha da karşıma çıkmadı pembe manolya. Ne var ki, bir çok kez beyaz manolyayı, artık pembe, uçuk eflatun görebiliyordum” diyerek manolyaların pembeliği karşısındaki şaşkınlığını hayal dünyasına bambaşka bir rengi de katarak anlatmaktadır. İbrahim Çallı’nın “Manolyalar” isimli tablosunda da bu çiçeğin simgelediği kırılganlık çok güzel resmedilmiştir. Joseph Lapunski ise “tek bir manolya çiçeği” tablosunda yine kırılganlığı ve ayrışmayı hissettirmektedir.
“Uzun yıllar bekledim / Hakikat oldu rüya” dizeleri ile başlayan “Koklamaya doyamam benim güzel manolyam” şarkısı Zeki Müren’in sesi ile çocukluğumun güzel günlerini, annemle babamın birbirlerine romantik bakışlarını uzun yıllar sonra gözlerimin önünden geçirir.
Ağacı mumla aradığımız, betonlaşmış pek çok semtiyle bu kent artık umutsuzluğun görüntüsü olsa da, yaşadığım semtin sokaklarında, parklarında ve ulaşıncaya dek katlandığım zorluklara rağmen adalarda manolya ağaçlarını ve yok olmaya yüz tutmuş pek çok çiçeği tek tük de olsa görebiliyor olduğum ve geçmişe yolculuğumda çağrışımlarla beni hüzünlü bir mutluluğa sürükledikleri için yine de kendimi şanslı hissediyorum.
Füsun Aygölü