LAVANTA

BY , 9 Eylül 2022

Görüntülenme Sayısı: 1

Lavanta kokusuyla, rengiyle, duruşuyla asaletin ön sıralarında yer alır. Lavanta denince benim aklıma hep çocukluğumda, çamaşırların arasına koymak üzere annemle  birlikte Rumeli caddesinden, “Kraliçe”den küçük süslü torbalarda aldığımız kurutulmuş hali gelir. Hâlâ Nişantaşı civarında, yollarda paketlenmiş olarak satılır ve biz çamaşırlarımızın arasına  güzel kokusu nedeniyle bu torbaları yerleştirmeyi sürdürürüz. Eski zamanlara dair lavanta kokulu sandıklar nostaljik, romantik bir esinti yaratırlar. Hele geçenlerde annemin evinden gelen küçük ceviz sandığı açtığımda karşılaştığım o sihirli lavanta kokusu beni çocukluğuma götürmüştü.

Lavanta, Bomonti organik pazarında demetler halinde de satılmakta, evde vazolarımı kuru ama saplı olarak da süslemekteler. Bir ara yazları terasımda saksılarda yetiştirmekteydim, yanından geçerken şöyle bir elimi dokundurduğumda hülyalı kokusu bende biraz hüzünlü ve oldukça naif duygular yaratırdı. Şimdilerde ise yazlık evin balkonunun önüne ektirdiğim lavantaların büyümesini mutlulukla izlemekteyim. Hayallerimin arasında önümüzde denize doğru uzanan geniş toprak alanın dev bir lavanta tarlasına dönüşmesi var. Tıpkı Sandıklar yazımda bahsettiğim gibi, her mevsim dönümünde annemle yaptığımız bahar temizliğinin güzel kokulu bu çiçeği, hızla geçip giden mevsimleri, yitirdiklerimizi, belki de bunlara çaresiz boyun eğişimizi simgeler.

Lavanta sözcüğünün kökeninin, eski çağlarda yıkama sularına ya da yeni yıkanmış çamaşırlara güzel kokmaları için konması nedeniyle, Fransızca “laver” (yıkamak), İtalyanca “lavando” (yıkanma) ya da latince “lavandaria” (yıkanacak çamaşır) olabileceği düşünülmektedir. Vatanı ise Haziran ortasından Ağustos’a, Alplerden Côte d’Azur’e geniş alanların büyüleyici biçimde mavi-mora büründüğü Fransa’nın Provence bölgesi olarak bilinir. Oysa bu değerli, bin yıllık bitkinin antik çağda Mısırlılar, Yunanlılar ve Romalılar tarafından yukarıda belirttiğim amaçlarla kullanıldığına dair kanıtlar vardır. Ayrıca yağının ortaçağda veba tedavisinde kullanıldığı da bilinmektedir. Lavanta kokusu sakinlik ve huzur verir, gerginlik gibi ruhsal sıkıntılarda yararlı bir bitki olarak kabul görür. Son yıllarda bizim ülkemizde de özellikle Isparta civarında lavanta yetiştiriciliği artmıştır. Kültür turizmine lavanta toplama turları düzenlenerek katkı sağlanmaktadır.

Lavanta filmlere de konu olmuştur. William J. Locke’un 1908 tarihli bir öyküsünden sinemaya aktarılan “Ladies and Lavender” (Lavanta Kokulu Kadınlar) filmi oldukça romantiktir. İngiltere’de Cornwall sahilinde yaşayan, iki kardeş olan yaşlı kadınların fırtına sonrası sahilde baygın halde buldukları, Daniel Brühl’ün canlandırdığı, yakışıklı ve karizmatik kemancı ile kasabaya resim yapmaya gelen genç ve güzel bir kadının tutku dolu öyküleridir. Charles Dance tarafından 2004 yılında yönetilen filmde iki yaşlı kadını canlandıran Judi Dench ve Maggie Smith’in oyunculukları müthiştir.

Enrico Macias’ın “La lavande” şarkısını dinlerken onun özgün sesindeki tınılarla kendinizi lavanta bahçelerinde tatlı bir esinti altında bulabilirsiniz. Kokular, renkler ve tınılar-melodiler ya da hafif dokunuşlarla açılan hayal pencerelerimizden kendimizi pek çok duygunun seline bırakabiliriz.

Mavi-mor rengi de kokusu kadar derin olan lavanta, o güzelim tarlalara huzuru yayması nedeniyle empresyonist ressamların da ilgisini çekmiştir. Özellikle Monet, Van Gogh ve Pissarro’nun lavanta bahçelerini resmettikleri tabloları görsel şölenler yaşatmaktalar. Lavanta edebiyat dünyasında, özellikle şiirlerde yerini almıştır. Murathan Mungan, Lavanta şiirinde “Kendini sakladığı sular altında ve son bir kez ışık ve çamurda kaldı lavanta” dizeleri ile lavantanın gizeminden söz eder. Selahattin Yolgiden ise Lavanta isimli şiirinde yitirdiği amcasının acısını lavanta kokularıyla simgeler: “gemiler geçiyordu bahçelerden. gözlerde özlenenlere/ akan yaşlar dizi dizi. kiremit saçaklardan toprağa damlayan/ su, aşka aç toprak, gümüş yalnızlıklar bahçede birbirinden/ habersiz. üstünde durdum, sağım solum nefes. ahşap/ bir çerçevede resmi amcamın, hiç ölmeyecekmiş görünen/ gözlerinde eşsiz buket: lavanta, lavanta ve lavanta./ bir bütün gibi görünen bahçe dağılırken çığlık çığlığa, geride/ bir tek lavanta. ah lavanta kokuyordu amcamın tabutu da.”

Kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan kokusuyla, olağanüstü büyüleyici rengiyle, geçmişte kalmış bazı özel anları belleğimizde yeniden yaşatmasıyla vazgeçilmez bir çiçek olan lavanta iyi ki var ve ne mutlu bize ki onları kurutup çok yakınımızda, çekmecelerimizde, yastık altlarımızda, çantalarımızda tutabiliyoruz. Onları süslü bez torbalara yerleştirmek ya da güzel kurdelelerle buket yapmak, yakın dostlara hediye olarak götürmek ise başlı başına bir zevktir.

Füsun Aygölü

Yukarı